İzlerin Peşinden Kızkulesi
Hep uzaktan gördüğümüz ama hiç gitmeyi düşünmediğimiz bir yere gitmek nasıl bir şeydir? Çekici hale dönüştürmek, belki de başkalarının hayallerine sızmaktan geçer. Sezdirmeden tasarlanmış adımlar eşliğinde başkalarının düşlerinde gezinmek, uçup giden bir yaz eğlencesi gibi... Üstelik su üstüne yazılmış gibi, yazılırken anlatılan, anlatılırken okunabilen, sonra da unutulan...
Denizin ortasında kirli beyaz bir iki fırça darbesinden ileri gitmeyen “yer”di Kızkulesi. Artık ne fırçadan, ne de kirli beyaz izlerden eser kalmış.
Havada uçuşan sözlerin neden söylendiğinden, ne hayali içinde yaşayanların, ne de hayalin içine girenlerin haberi var. Tasarlayan için ise, gerçekleşebileceğinin sorgulandığı bir oyun sadece.
Çok önceleri...
– Kızkulesi gerçekten güzel mi?
– Kızkulesi’ne hiç gitmedim, nasıl gidilir?
– Herkes gidip gördü, ben de görmek istiyorum.
Bütün bu sözlere kayıtsız kalmadan, sessizce denizde Kızkulesi’ne bir köprü kurulur...
Salacak sahili... Hava sıcak, hep birlikte maviler içinden bize bakan Kızkulesi’ni seyrediyoruz.
– Kızkulesi beyaz değil miydi, bir martı gibi denizin ortasında uçuşan?
– Hayal kırıklığına uğradım, şişman bir Kızkulesi!
Kızkulesi rıhtımı... O kadar konuşuldu ki hakkında, daha yakından görmek değil de, denizin içinde olup da denizde değilmiş hissini yaşamak istiyoruz. Tekne yolculuğu bitince, bir yandan rıhtımda yürüyor, diğer yandan da etrafa bakıp hayallerimizin izlerini arıyoruz.
– Değişik bir şehre gelmiş gibi oldum.
– Çatısı, duvarları böyle miydi?
Karşı kıyı Salacak’a dönmeden hemen önce yine rıhtımdayız, büyüsüne kapılmış öylece gölgesinde oturuyoruz Kızkulesi’nin...
Aslında her yanını didik didik etmemizin nedeni, hayallerdeki izleri yakalamaktı. Gördüklerimizle tam da örtüşmeyince, hayallerimiz baskın çıkıyor, geçmişin izlerinde sürüklenip duyulur duyulmaz bir sesle mırıldanıyoruz.
– Küçükken çok merak ederdim, nasıl gelinir, tekneyle bir şekilde yanaşmaya kalksak girebilir miyiz diye... Merakımı giderdim... Sıradanlaştı artık.
– Bazı şeylerin uzakta ve erişilemez olmasının güzelliği varmış...
– Çocukken arkadaşım vardı, babası Kızkulesi’nin bekçisiydi. O kadar çok şey anlatmıştı ki... Anlatılanların hiçbirine ait bir iz bulamıyorum burada.
– Deniz güzel, hava güzel, rüzgâr da güzel... Kızkulesi’nin rıhtımında oturmak çok daha güzel!
Hayallerimizde bin bir renk ve şekilde yaşayan ve öyle kalması istenen Kızkulesi, şimdiden unutuldu bile...